Uzun Bir Pazar Yürüyüşünün Getirdikleri

İstanbul’da Haliç kıyısından yukarı doğru Unkapanı’ndaki su kemerini geçtikten sonra iki tane altgeçitli köprü vardır. Birisi bisikletlerin satıldığı dükkanlarla doludur, diğeri ise bomboştur. İşte bu ikincisinin üstünden Cemal Süreyya’nın deyimiyle Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvay geçer.

Maraton koştuğum esnada bu altgeçidi geçerken pes etmekle, devam etmek arasındaki büyük gitgellerimi buarada yaşadım. Maratonun ne olduğunu ilk defa duyanlar için hatırlatayım: ilk defa Yunanistan’da koşulan 42,195 kilometrelik uzun soluklu koşunun adıdır.

dsc_0596

42 bin 195 metre öncesi

2016 yılında bu maratonun yarısını koşmuş biri olarak, tam maraton koşmaya niyetliydim.
Boğaziçi köprüsünün birinci ayağından başlayan 38. Vodafone İstanbul Maratonunda Unkapanı yokuşuna kadar 18 kilometreyi tek solukta tamamladım. Yukarıda bahsettiğim bisikletçilerin olduğu altgeçitten geçerken daha fazla devam edemeyeceğim diyordum. İç sesime karşı çıkmaya çalıştım. Bana diyordu ki:

Sen deli misin? Zorlama kendini, atla şuradan tramvaya git evine

İşte, pek akıllı olduğum söylenemez. Devam ettim.

Hayatın her alanında uzun mesafe koşmaktansa, kısa mesafede tangırtıyı tercih eden insanlar var. Yaptığı işten çok çıkardığı gürültüyle hatırlayacağım insanlar. Parkur, maratoncularla diğer koşucuları ayırmak üzere çatallandığında derin bir sessizlikle ve gerçek iç sesinizle başbaşa kalıyorsunuz; boş gürültüden uzak.

Pes etmeye niyet ettiğim bir anda başka bir maratoncu beni çekip yarışa geri döndürdü. Yaptığı şey  bir kaç kelam söz söylemekten başka bir şey değildi, oysaki.

13 Kasım günü Finish’e varıp varamayacağımı bilmeden neredeyse tanıdığım herkese(ama herkese) maraton bitireceğimi söylemiştim. Sonuçta bir şeyleri başarmak için bu, insanlara verdiğim bir sözdü. Bunu tutmak için devam etmeliydim. Yarı yolda pes edemezdim.

Maratonu neden koştuğumu hatırlatan bu koşucumuzla ne yazık ki 22. kilometreye kadar devam edebildik. Kalçasındaki ağrı sebebiyle ambulans refakatinde ayrıldı.

Ben yine koşmayı denedim, olmadı. Bir daha denedim, rüzgar resmen geri itiyordu; olmadı. Bir kez daha denedim ve yine olmadığını görünce yürümeye başladım.

Geriye kalan yolun yarısını sol dizimin arkasındaki ağrı ve yanlış ayakkabı seçimimden dolayı yürüyerek tamamladım. Yirmi sekizinci kilometreyle en uzak mesafeye geldiğimde ayakkabımızdaki çiplerden zamanımızı ölçen matları toplamışlardı. Anlamı şu ki: biz senin bu maratonu bitireceğinize inanmıyoruz. İnsana koyuyor

Derken parkurda geçirdiğim süre 5:30 saat oldu ve bir otobüs yolda kalan son koşucuları topluyordu. Binemedim. Trafiği açtılar yine de devam ettim ve hatta yolda biri Filipinler diğeri Malezya’dan iki kafadarla tamamladım. Süre sınırına uymadığımız için hiçbirimizin bir hatıra madalyası yok 🙁

37 bin 500 metre sonrası

37 bin 500 metre sonrası

Sözün özü ilk maratonumu tam 7(yazıyla: yedi) saatte ve ~18 kilometresi yürüyerek bitirdim. Tahmin ediyorum ki, bizden sonra bitiren kimse de yoktur. Dolayısıyla gönül rahatlığıyla 38. Vodafone İstanbul Maratonu sonuncusu olduğumu söyleyebilirim.

Bir sonraki maratonda koşmayacak mıyım?

Tabii ki de hayır. Dayanmak.
Daha çok çalışmak, daha çok koşmak ve yürüyerek de olsa ilerlemek lazım.