Yarı Maraton Koştum Da Ne Oldu?

Koşmayı seviyorum. Düzenli bir koşu biçimim olmasa da hava güzelse veya kötüyse; iş bittiyse veya bitmesine çok varsa çıkıp bir kaç tur atıp geri dönmüşlüğüm vardır. Ancak sadece rastgele zamanlarda…

Maraton koşmak için kendimi zorlamak hep aklımda olan çılgın bir fikirdi(zaten hangimiz akıllı ki).
Yıllarca kayıt oldum. Üşendim gitmedim. Yapılacaklar listesinde üst sıraya çıktıkça erteledim.
Ancak bu yıl, erkenden hem yarı-maraton ve tam maraton için kayıt oldum.
Başarabileceğimden emin olmadığım için yapamazsam utancım büyük olsun diye herkese söyledim.
Geçen Pazar ise ilk defa 21 km’yi tamamladım.
Tamamladığımdaki süre 2 saat 35 dakika falandır.

İnsanın bu sürede düşünecek oldukça fazla vakti oluyor. Aklına gaipten sorular düşüyor.

  • Ben deli miyim de Pazar günü evde yatmak varken koşuyorum?
  • Daha 5. kilometreye gelmedik; önümde 16 kilometre var; nasıl bitireceğim ben?
  • Şimdi biz çantaları ekibe verdik ama cüzdan, anahtar, kimlik her şey içinde; başına bir şey gelmesin?
  • Şu kız ne güzelmiş. Yanından yanından koşup muhabbet açsam mı?
  • O son e-postayı gönderdikten sonra cevap gelmiş miydi?

Bu soruların hepsine cevap verebilmem mümkün olmadı ancak yarı-maraton(ve öyle tahmin ediyorum ki maraton) insanın kendisini tanıması için büyük bir sınav. Kendi hesaplaşmanızı verdiğiniz; kendinizi en iyi tanıyabildiğiniz bir alan. Tam vazgeçeyim dediğin anda kendinle bir savaş veriyorsun. Bir tarafın devam etmen gerektiğine, diğer tarafınsa bırakman gerektiğine ikna ediyor.

Maraton bitirmek size her şeyin mümkün olduğunu gösteren bir düşünme halidir.

Maraton bitirmek size her şeyin mümkün olduğunu gösteren bir düşünme halidir.

Yarı-maraton her ne kadar fiziksel hazırlık gerektirse de aslında bir düşünce biçimidir.
Kendinize bunu neden tamamlayacağınızı açıkça söylemeniz gerekiyor, yoksa koşu sırasında yukarıdaki gibi aklınıza düşen saçma sorulardan birine kolayca yenileceksiniz.

17. kilometredesin yazısını gördüğümde önümde sadece 4 km olduğunu görünce sevindim. Ancak bitireceğime olan inancım; ayak bileklerimdeki sızıdan dolayı tükeniyordu. Devam etmemi sağlayan tek şey, bir saat sonra bu yarışın bitmiş olacağına inanmak ve kendimi çimenlerde dinlenirken hayal etmekti.

Bacaklarınız tükenmiş değil, aklınız vazgeçiyor

20 kilometreyi hiç durmadan koşarak geldim. Son 1 km kaldı.
Benimse dayanacak gücüm tükeniyordu. Sonra son 600 metreye girdik.

Tarifsiz çelişkiler.
Bir yanım “bırak artık, düş şöyle kenara dinlen” der.
Öbür yanım “20,4 km koşan adam son 600 metrede pes eder miymiş canım, devam der.
Son yüzlükler bitmek bilmedi.

500 metre
400 metre
300 metre
200 metre ve
son 100 metre…

Bitiş çizgisini geçtiğimde kendimi frenledim.
Ancak Newton’un birinci yasasına göre hareket halinde olduğum için bunu korumaya devam ettim.
İstesem de duramadım.

DSC_0550

Artık Kasım ayındaki 38. Vodafone İstanbul Maratonunu bitirdikten sonra durmayı deneyeceğim.