Köpük Cumhuriyeti

Terkedilmiş bir bina görsek içine girmek için tedirgin oluruz.

 

2015-09-18 10.30.56(1)

Peki neden terkedilmiş olsa dahi içine girerken birisine sormamız gerekir?

Sürekli onay alma dürtüsü bu sorunun altında yatan cevap aslında; risk alarak terkedilmiş bir binaya girmeye cesaret etsek bile başımızdan geçecek tehlikeden başkasını sorumlu tutabilme hakkını istiyoruz. İnsan psikolojisi çok garip.

İzmit’teki Kocaeli Bilim Merkezi’ne kurulumunu gerçekleştirdiğimiz Dinamik Dünya sergisi sebebiyle SEKA Park’ta Amerikalı bir şirketle birlikte 6 hafta kadar çalıştım.

Kısa adı SEKA olan Türkiye Selülozik Kağıt Fabrikaları A.Ş. cumhuriyet tarihinin ilk fabrikası olarak biliniyor. 1934 yılında kurulan bu fabrika ben bu yazıyı yazmadan 10 sene önce 2005 yılında kapatılmış.

Fabrikadan kalan arazi ise bugün Kocaeli Belediyesi tarafından park olarak kullanılıyor ve eski fabrikadan kalan fiziki yapılar bugün hem Kağıt Müzesi(henüz açılmadı) hem TÜBİTAK desteğiyle Kocaeli Bilim Merkezi hem de Avrupa’nın en geniş alanına sahip film platosu olarak faaliyet gösteriyor.

Kocaeli Bilim Merkezi’nin arka kapısından terkedilmiş binaya sızdık. Binanın bir kısmı film platosunun atölyesi olarak yeni projelere hazırlık yapıyor. Ahşap kesme makinalarından, metal doğrama ekipmanlarına kadar hummalı bir çalışma yapan arkadaşlar bir sonraki sete hazırlık yapıyor. Biz kendileriyle tanışana dek, terkedilmiş kağıt fabrikasının içinde kaybolduk. Çatısına tırmanıp, odalarını incelediğimiz atıl bölümün fotoğraflarını sizlerle paylaşayım:

2015-09-18 10.13.02

2015-09-18 10.00.32

2015-09-18 09.55.46(1)

2015-09-18 09.52.34

 

İnsanları emekli eden, çocuklarını üniversitelerde okutan bir fabrikanın kapanmış olması ilginç; insan geçmişini düşünüyor ve aklına mesaiye başlayan insanların telaş içerisinde görevleri başına gelmesi geliyor. Sonra gidiyor.

2015-09-18 09.54.37

 

Ardından yolumuzu insan seslerinin geldiği tarafa doğru yönelttik. Yukarıdaki resimde göreceğiniz yeşil bölge, film düzenlenmesinde arka plan arkaplan çıkarmanın kolaylıkla yapılmasını sağlayan unsurlardan birisi mesela.

Film platosu çalışanlarıyla karşılaştığımızda yüzlerindeki şaşkınlık net biçimde okunuyordu. Hepsi nereden çıktı bunlar diyordu. Bir Türk ve üç Amerikalıyla başladığımız yolculukta, içimizden birisini kaybetmiştik. Çalışanların müsadeleriyle kalan sağlarla yola devam edip edemeyeceğimizi sorduk. Aldığımız cevap çok uluslu bir grup olmamıza istinaden olumlu oldu. Gezebilirsiniz dediler ve yanımıza rehberlik etmesi için bir güvenlik  verdiler.

İstiklal caddesi, mahmur sokakların, karakolların ve meydanların 1800’lü yılları yansıtan çalışmaları Yunanlı bir sanat yönetmeni tarafından tasarlanıyormuş. İşte bazı örnekler:

  2015-09-18 10.47.47

2015-09-18 10.42.00

2015-09-18 10.50.19

2015-09-18 10.41.47

Bu gördüğünüz her bir yapı sadece çelik konstrüksüyon ile ayakta duruyor. Yani bir kaç metalik çıta haricinde hiç bir şeyi yok. Ön tarafı ise el işçiliği ile hazırlanan köpük malzmenin boyanmasıyla dönemin mimarisini yansıtıyor. Kapıların hepsi sahte, içeriye açılmıyor. Açılanlar ise bir asansör kabini genişliğinde bir yere sahip.

İnsan kendini Truman Show‘daymış gibi hissediyor.
Bir Dünya’dasın ve her şey, her şey. Sahte.

Sahteliği, gerçekçi kılmak için film platosuna ait atlar, eşekler ve onların çektiği at arabaları kullanılıyor. Her dönemin vazgeçilmezi şehir pazarları kuruluyor ve İzmit’ten figüranlar çalıştırılarak gerçek bir şehir havası veriliyor.

Ancak bizim hayatımızdaki sahteliği/sanallığı, gerçekliğe dönüştüren bir şey yok. Sosyal medyada yaşayan karakterlerimizin mutluluk seviyesini göstererek ve her an eğlendiğini ispatlayarak gerçek bir insanmış havası vermeye çalışıyoruz.

Bu işte bir yanlışlık var.
İnsan dediğin nedir ki?

İnsan dediğin, bir damla kan, bin türlü endişe
~Sadi Şirazi

Fotoğrafların yüksek çözünürlüklü hallerine ulaşmak isterseniz, tıklayın