Kitlelerin Aklı ve Örnekleri

Boston’lı bir doktor olan Joseph Hersey Pratt 1905 yılında hastaları için daha önce hiç denenmemiş bir şeyi denemeye karar vermişti. İnce hastalık olarak da bilinen tüberküloz(verem) tedavisi için hastalarını küçük gruplara üleştirdi. İyi istirahatin, temiz havaya erişimin ve iyi beslenmelerinin mutlak suretle sağlandığı bu hasta grupları zamanla iyileşme belirtisi göstermiş ve bay Pratt, bugün grup psikoterapisi adıyla anılan tedavi yönteminin filizlerini yeşertmişti.

İnsanların birbirine iyi geldiği anlar sadece hastalıkla mücadele edilen zamanlardan oluşmuyor. Öğrenme de bu durumlardan bir diğeri. Hindistan’lı profesör Sugata Mitra şehrin varoşlarında yaşayan ve daha önce hiç bilgisayar kullanmamış görmemiş çocukların zamanla birbirlerine bilgisayar kullanmayı öğrettiklerini gözlemledi. “Hole in the Wall” yani “Duvardaki Delik” adını verdiği deneyiyle bilenlerin bilmeyenlere, bildiklerini nasıl öğrettiklerini gösterdi. 2007 yılında yaptığı 20 dakikalık konuşmasını dinlemenizi öneriyorum.

512px-Tux.svgSugata’nın mutlak doğruya ulaşmak için yaptığı deneyi her bir köyde yeniden denediğini görüyorsunuz. Her büyük yolculuk küçük bir adımla başlarmış. Adımları atanlar bireyler olsa da yönü belirleyen yine topluluklar oluyor. Linus, Finlandiya’da öğrenciyken sadece eğlenmek için başlattığı işletim sistemi projesi bugün yüzlerce destekçi ile Dünya’nın en büyük açık kaynak projesi haline döndü ve adına kısaca Linux diyorlar.

Benim lisede okuduğum dergilerle öğrendiğim SETI@Home projesi, insanlığın birlikte neler başarabileceğinin diğer bir güzel örneğidir. Bilgisayarınızı bir kere ayarladıktan sonra başından kalkıp dakikalarca kullanmadığınız zamanlar işlemci gücünü uzaydaki radyo sinyallerinin nereden geldiğini bulmak için Stanford üniversitesine hibe ediyorsunuz. SETI@Home projesi sayesinde onlarca dağıtık bilgisayarların gücünü kullanan projeler gerçekleştirildi. Folding@Home bunlardan birisi ve protein odaklı hastalıkların tedavisini bulmak için senaryoları çalıştırıyor. Basitçe nasıl çalıştığını ve ne yapmaya çalıştığını açıklayan videosunu izleyelim:

Dağıtık bilgisayarlarla bir şeyler başarabilmek. Çalışabilme kültürümüzü iş yapış şekillerimizi de etkiledi. Hayatımızda artık “freelance” kavramı var. Yapmanız gereken işi küçük parçalara bölüp uygun bir fiyata yapması için başkasına veriyorsunuz. Sanal asistanlıktan, pazar araştırmasına, çeviriden kodlamaya kadar her şey. Adını değiştirmeden önce oDesk.com olarak faaliyet gösteren site 2,5 milyon çalışanı olmasına rağmen sadece 250 bin müşterisi vardı. Bugün yeni adıyla Upwork olan site geçtiğimiz yıl 945 milyon dolarlık pazar yarattı ve rakiplerinin de iyi çalıştığı düşünülürse tükenmesi uzun bir zaman alacak bir güç doğdu.

Yakın zamandan çok daha uç noktada bir örnek olarak Yunanistan’ın IMF’ye olan 1.6 milyar EUR borcu kitle fonlamasıyla ödenmeye çalışıldı. Toplanan miktar yaklaşık 2 milyon EUR; inanılır gibi değil. Kitle fonlamanın bizim kültürümüzde nasıl çalıştığını aşağıda ileyeceğiniz video son derece etkili biçimde anlatıyor.

Şundan emin olmalıyız ki bugün sahip olduğumuz iletişim fırsatı senelerce yıl önce sadece padişahlarda, krallarda veya derebeylerinde bulunurdu. Teknoloji, birlikte karar alabilmeyi ve birbirimize destek olmayı hiç olmadığı kadar kolaylaştırdı. Unutulmaması gereken teknolojinin günlük hayatımızı kolaylaştırmak için var olduğu, hayatımızı teknolojiye adamak için değil.

Dünya’nın daha iyi bir yere dönüşmesini sağlayan şey denenmemiş yollardır. İyileştirmeleri sağlayan ise yazının başında belirttiğim Dr. Pratt’in yaptığı gibi denenmemiş için insiyatif almak ve gerisini etrafınızı çevreleyen insanlara bırakmak.

Umut o güzel insanlarla taze.

*Kullanılan kapak fotoğrafı kitlesel fonlama tarihinin en yüksek desteğini alan piknik sepeti/soğutucusu