Çok yaşa Clark Kent

“Biz şimdi ölsek en fazla kahvede çaylar soğur” demiş çağdaşımız Yılmaz Odabaşı.

Geçmişte hasta olduğum zamanlarda yaptığım gibi, selvi boyumla kanepede boylu boyunca uzanıyorum. Kitap okumaya odaklanamadığım için filme/diziye sarıyorum. Genellikle izlediğim filmlerden sonra yazmak alışılagelen bir adetim değildir. Geliştirmeye çalışıyorum. İki film izledim. Birisi yaşamanın ne kolay olduğuna, ötekisi ölmenin ne kolay olduğuna dair beni düşüncelere gark ederek yazmaya teşvik etti.

Doğu kültürüne göre dikensiz gül bahçesi sunmayan hayattın, Batı kültüründe suçu garip Murphy‘e atması sizce de çok garip değil mi? Peki ya iki kültürün de iletişimsizlik içinde olması?
(iletişim halinde kalırsa ortaya çıkan karma kültürü başka zaman tartışırız)

50 50Alelade bir bel ağrısından doktora giden Adam, 50/50’de, yaşamının gayet devam ettiği sırada doğrudan doktorundan aldığı “tümörün var” bilgisiyle şaşkına dönüyor. Yaşamanın kolay olduğunu hatırlatan durum ise hayatta kalma şansının yüzde 50 olduğunu öğrendiğinde ortaya çıkıyor. En yakın arkadaşı “Eğer kumarhanede olsaydık %50 kesinlikle girmeye değer bir riskti, dostum.” diyerek çok şık bir tüy dikiyor. Filmi referanslı biçimde tavsiye etmem gerekirse eğer IMDB’de şu ankı puanı 7,7/10 olmuş.

Çocuğunu okula gönderdikten sonra evinin aşını, ailesinin rızkını kazanmak için balık tutmaya giden renkli bir babanın anlatıldığı ve bana ölmenin pek kolay olduğunu anlatan Blood Diamond uzun bir zamandan beri (6 yıldan fazla olmuş+2 yıl bu yazı taslak olarak bekledi) sürekli ötelediğim bir filmdi. Güzeldi. Filmin genelinde aklıma ister istemez hep Lord of War(2005) geldi. Öldürmenin pek kolay olduğu çevrelerde pek tabii hayatta kalmak önem kazanıyor.MV5BMTY5MTYyNjkwNV5BMl5BanBnXkFtZTcwODE3MTI0MQ@@._V1_SX640_SY720_ Aksi durumda ise zaten ölmek doğanın bir kanunu..

Niye bu kadar çok ölüme takıldığımın özel bir nedeni bulunmamakta sadece son blog yazımdan itibaren bir kaç acı tecrübeyle öğrendiğim ki başımıza tüm felaketler gelecek; ne kadar planlar, hayaller kurarsak kuralım; her şey bir anda alt üst olabilecek. Hepsine karşı metin olacağız. Artistliğin lüzumu yok. Şartları iyi analiz edip, elimizden gelenin çok daha iyisine uğraşıp konuyu kapatacağız.

Yılmaz Odabaşı’nın keşfettiği eksiklikten öte hayatta bir şey bırakmak iyi midir, kötü müdür?. İyi olsa bile gönüllü yaptığın tüm o iyilikler zamanla görevin haline gelirse aslında kötüdür.

Çok uzatmadan sözün özüne gelirsek, Superman’i acil durumlarda ortaya çıkacak biçimde gömün. Clark Kent olarak hayata karışın. Vatandaşını irdeleyen ve her uyduruk belgede noter tasdiğini arayan devletinize güvenin; bakarsınız cezaların arttırılarak suç oranının düşmeyeceğini anlayan daha adil bir Türkiye beşinci günün sabahında doğudan aydınlanır ve radikal dönüşüm kendimizle başlayarak yaşamak daha büyük bir anlam kazanır.
Kısmet.

Fotoğrafın kaynağı şurasıdır.