Murphy Denen Gözü Kör Olmayasıca

Bir işin ters gitme ihtimali varsa eğer en kötüsü olacak biçimde ters gider.
~Edward A. Murphy, jr.

Hayatım boyunca hava durumlarını takip eden insanlara büyük gıpta ile izledim, çok özendim. Ama onlardan biri hiç olamadım; n’ yapayım? Bangır bangır balkanlardan kar geliyor deseler yine tişört üstüne ince şeyler alıp çıkarım. İnsanların havadan sudan sebeplerle endişelendiği bir günün gecesinde valizimi hazırlamıştım. Sabahında sadece evden çıkıp markete uğrayacak ve Letonya’daki dostlar tarafından ısmarlanan kavurma, hellim peynirini, çay ve simidi falan alacaktım.

Sırt çantamı arkama yüklendim ve valizi yanımda sürüklemeye başladım. Uçarak gidince İstanbul trafiği hariç üç saat süren bir yol vardı önümde. Apartmandan çıkmadan önce kapıyı açtığımda ilk tepkim “bugün yağacak heralde” oldu. Nitekim havalimanına doğru giden ilk araca bindiğimde kar yağmaya başlamıştı.

11004714_10153099146599709_700453967_n

Durumu şöyle özetleyebilirim ki: görevliler havalimanı metrosunun İstanbul fuar merkezi durağını tuzluyordu. Hani bazen başına gelecek aksilikleri öncesinden hissedersin de nasıl önlem alacağını bilemezsin ya; işte öyle hissettim o metroyu beklerken. Sonra kendi kendime “nasıl bir insan 11:40 uçağını kaçırabilir ki?” diye düşündüm.

Bayanlar ve baylar,
17 Şubat 2014 Salı günü 11:40’ta TK1757 uçuş numaralı İstanbul-Riga seferini yapan uçağı kaçırdım. Öğrendiğimde başımdan aşağı dökülen kaynar suların tarifi yok. Zaten şu hayatta başıma gelmeyen bi’ uçak kaçırmak kalmıştı; o da oldu. Neyse ki gitmeme sebep olan konferans 18 Ocak’ta başlıyordu, yani bileti ertesi güne kaydırırsam zamanında varabilecektim. Önümdeki tek engel promosyonlu fiyattan aldığım bilete promosyonlu fiyatın çok üzerinde ceza ödemem gerekmesiydi. Sırasıyla Dolar, Euro ve TL olarak denkleştirdim. Çok koydu. Öyle böyle değil.
Havalimanından ayrılırkense gökyüzünde olmam gereken uçağa el sallıyordum.
Birinci günün sonunda: uçağı kaçırdım.

Ertesi gün yine 11:40’taki uçuş için 7:30’da havalimanında hazır bulundum. Sütten ağzım yanmıştı bir kere tabii ki de olması gerekenden erken gelecektim.
Let’s Do It! Türkiye ekibinden Hüseyin (Karademir)’de aynı uçağa binmek üzere pasaport kontrolünü geçtik. Kapıya vardığımızda ise içimde yine bir şeylerin ters gideceğine dair his acıktığını söylüyor; ben de uçağı rötarlı olanlara verilen sandviçlerle doyurup kendisini susturmaya çalışıyordum.

Sürekli kar yağdığı bir atmosferde patır patır uçuşlar iptal edilirken bizim uçuşun gerçekleştirileceğini duyunca “kaptan, yürek yemiş heralde” diye düşündük. Ancak daha kapıya henüz varmıştık ki 45 dakikalık bir gecikme oldu.

2015-02-18 09.39.47Sabırla ilk rötarımızı henüz beklemiştik ki ikinci kez 45 dakikalık bir rötara sahip olduğumuzu öğrendik. İkinci rötarımızı da sabırla beklerken aniden ekranlardan uçuşa dair bilgi silindi. Sonradan öğrendik ki; ikinci rötarının ardından bir uçak yine kalkamazsa otomatik olarak iptal edilirmiş. Biz öğrendiğimizde ise atı alan Üsküdar’ı geçmiş; transfer bankosunda kaos ortalığı alıp götürmüştü. İşin boyutunu biraz daha anlayabilmeniz için aşağıdaki fotoğrafı bırakıyorum:

‘What can i do?’ is the phrase of the day. All flights has been cancelled

Metin Akın (@metoinside) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

 

Türkiye vatandaşı olarak ülkeden çıkış yaptıktan sonra uçağınız iptal edilirse yeniden ülke içine dönebilmeniz için 12 saat geçmesi gerekiyor. Bunun alternatifi ise havayolu şirketinin uçuşun iptal edildiğine dair biletiniz ve pasaportunuzla iptali bildiren bir kağıtla bu süreyi beklemekten kurtulabilirsiniz.
Ancak 17 Şubat’ta Atatürk Havalimanındaki bütün uçuşların iptal edildiğinden karmaşayı bir hayal edin. Sadece hayal edin.

Tam 5 saat sadece pasaport ve biletin fotokopisinin çekilmesini bekledik. Bitince ise kendimizi ev yoluna ancak atabildik. Özetle hayaller Riga, hayatlar Bağcılar idi.
İkinci günün sonunda: uçuş iptal oldu.

Ertesi sabah uyanınca aklımıza düşen soruyla doğruldum.
Havalimanına gitmek ya da gitmemek! İşte bütün mesele bu!
En sonunda yol arkadaşım Hüseyin ile gitmeye karar verdik.
Ancak ortada yine bir başka sorun var.
İptal edilen uçuştan sonra bileti yenilememiştik.

Önümüzde ise bunu halledebilmek için beklememiz gereken çılgın bir kuyruk ve 4 saatten az bir süremiz vardı.  Havayolu şirketinin çağrı merkezi yoğunluktan cevap vermiyor; bilet satış bankosu adeta insan kusuyordu. Daha evvelki gün uçağı kaçıran yegane şapşal olarak bir başıma bulunmuşken bugün nasıl olup da kuyruğun bir uçtan diğer uca sürdüğünü aklım almıyordu(yani alıyor da kabul etmekte direniyordum). Hayatta her şey mümkünmüş.

İki saatlik rötarlı kalkışın ardından İstanbul’dan ayrılabildik.

2015-02-19 13.58.11

Uçuş öncesi buzlanmaya karşılık de-iceing işlemi yapılırken

Üç saatin sonunda Riga’ya kavuşabildik. Kaçırmalara, iptallere, rötarlara rağmen gittiğimize kesinlikle değdi.
Üçüncü günün sonunda: iki saatlik rötarla havalanabildik.

Bu üç gün boyunca adeta mesai doldurur gibi, bilfiil havalimanına gittim ve geldim;
gittim, geldim.
Konferans izlenimlerini, bu uçak kaçırmanın başlattığı DLR deneyimini ve Riga detaylarını bir sonraki gönderiye saklayalım ve aldığım dersler ile bu yazıyı sonlandıralım:

  • Ne kadar yakın olursan ol, iki saat öncesinden havalimanında ol.
  • Su akar yolunu bulur; bazen istesen de gidemeyebilirsin. Hazırlıklı olarak yanında(valizinde değil) kitabını/dergini mutlaka taşı
  • Bir uçuş ikinci rötarına rağmen gerçekleşmemişse otomatik olarak iptal edilir
  • Bir aktarma esnasında uçuşunuz iptal olduysa; havayolu şirketi ücretsiz biçimde konaklamanızı sağlayacaktır
  • Valiziniz havalimanında kalacak. Dilerseniz adresinize, dilerseniz yeni aldığınız bilete bağlı olarak uçağa transfer edilecek
  • Uçuşunuz iptal edilirse bileti istediğiniz herhangi bir acentadan(Ağrı’da bile olabilir) değiştirebilirsiniz
  • Bazen bi’ şey olmuyorsa; olmuyordur. Çok da şey yapmamak lazım.
Baştaki fotoğrafın kaynağı