Bu da mı gol değil?

Evren hareketi alkışlar

Balık tutumaya gidecektik. Sabah 6:30’da kalktık. Dışarı çıktığımızda ürperten bir soğuk. Arabanın camı buz tutmuştu. Motoru çalıştırdım ve araç ısınırken ön camda oluşan buzu bagajda bulduğum çekpası kullanarak çekip attım. Yola çıktığımda aklıma eksik bir şey olduğu geldi. Bu bloga her yıl dönümünde bir şeyler karalarım(geçmiştekiler şurada: 2014, 2013) ve 2015’e girmemize rağmen bunu yapmamıştım. Oh,buldum rahatladım diyerek aracı 4. vitese yükselttim.

DSC_0598

Soruların yüceltici yönleri olduğuna inanıyorum. Akıllıca yöneltildiğinde hem soruyu soran hem de yanıtlayacak olan kişiyi yücelttiğini düşünüyorum. Balığa gittiğimizde yöneltilen sorulardan birisi “Geçtiğimiz yılı iki kelimeyle özetlesen ne olurdu?” oldu. Düşündüm ve düşünmeye devam ettim…

2014 yılına iyimser bir beyaz yakalı olarak başladım. Her gün evden çıkıp bir personel servisine binerek konserveleniyor. Kavacık’a kadar sadece gidiş olmak üzere 2 (yazıyla: iki) saat yolculuk yapıyordum. En steril halimle şirkete giriyor ve çizgilere basmadan ofisten çıkmak üzere işimi iyi yapmak derdiyle saatin 17:30 olmasını bekliyordum. Her gün. Neyse ki bu kısır döngü çok sürmedi.

Döngülerin kırıldığı kritik kavşaklara yaklaştığını insan kimi zaman hissediyor ya; hah işte öyle bir şey. Katıldığım ilk TEDxReset etkinliğinde Bilim Kahramanları‘nı anlatan Hakan Habip’i dinledim(konuşmanın tamamı şurada). Lisans bitirme projemin de LEGO’larla ilişkili olduğu hatırlayınca harikulade işler yapan bir topluluğa katılmazsam, olmazdı. İzmir, Ankara, İstanbul ve ulusal turnuvalarında (Yaşar Üniversitesinin İzmir turnuvası için hazırladığı şöyle bir video var) gönüllü hakem olarak parçası olduğum için çok mutlu oldum.

Yıl bundan ibaret değildi tabii ki, sonuçta sırf vitrine koymalık bardak için kola kapağı biriktirmiş insanlarız; yıl boyunca da farklı şeyler biriktirdik. Mahallenin Hüseyin bakkalına gidip “Herri Potır bardağı geldi mi?” diye sormaktı hobimiz. Bakkal Hüseyin ise asla yok demez, diyemez; haftaya gelecek derdi. Bi’ umut bekledik ülen.

heri_potır

Beklerken gördük ki aslında bize 5 yıl ilkokul + 3 yıl ortaokul + 4 yıl lise + 4 buçuk yıl üniversitede(toplam 16,5 yıl) anlatılanlar tam da öyle değilmiş. Şaşırdık. Olaylar şaşasını kaybedince alıştık ve bize artık “olgunlaştın evlat” dediler sanki olgunlaşmanın bir sonu olacakmış gibi. Türkiye’de olgunlaşmakta olan her üniversite öğrencisinin %73’ü yurtdışında yaşamak istiyor. Yurtdışında egitim görenlerin %77’si ülkeye dönmek istemiyor. Muhtemelen bu satırları okuyan sen de bu istatistiklerden biriydin. Eğitim sisteminin geldiği hale bak. Nereden yanlış yapıyoruz?

Neyse, yine de umut var.

Y kuşağının doyumsuz bireyleri olarak bizler ne istediğimizi(ve hepsini birden yapamayacağımızı) gerçekten öğrenince her şey çok daha güzel olacak. Bu yıl ilk defa internet üzerinden bir derse dahil oldum. Tadına doyamadım. Bence ders tam anlamıyla öğrenciler için düzenlenmiş halde tasarlanınca verim çok daha artıyor. Geleneksel eğitimin de eksik kaldığı kısım da sanırım bu. Önümüzdeki yıl çevrimiçi öğrenme kanallarını daha da fazla kullanıyor olacağım. Şimdiden Coursera‘nın en popüler dersi makina öğrenmesini alıyorum ve azıcık programlama ve İngilizce bilginiz varsa kapışalım derim.

Kapışalım derim. Çünkü at gibi yetiştik ve bir yarışta olduğumuza inanarak her zaman daha iyisi için uğraşmamız lazım. “Hayda, sen şimdi eğitim tarafına niye bu kadar taktın, Metin?!” derseniz. Yüksek lisansa Yıldız Teknik Üniversitesine başladığımdan beridir algıda seçici oldum diyebilirim. Dayanamıyorum eleştiriyorum. 2014’ün bana öğrettiği en önemli derslerden birisi de eleştirinin metodu üzerine oldu. Eğer altenatif yolu sunmadığın sürece eleştirdiğini düşünüyorsan, aslında saçmalıyorsun. Bulunduğun odadan sessizce çık. İşi vardı sansınlar. Sonuçta insan olarak önyargılarımız var ve “sanmak” en büyük hobimiz.

İzlediğim en sağlam eleştiri bence yılın filmi olan Kış Uykusu’ndan geldi. İzlemediyseniz kadın-erkek, okumuş-cahil, şehirli-köylü üzerine gelişen dengenin nasıl altüst olduğunu anlatıyor. Ha, bir de iki tane kadın var bi’ adama sürekli laf sokuyor falan(ama ne laflar). Yıl içerisindeki film hareketliliği bununla sınırlı değildi tabii ki de dört gözle bekler olduğum İstanbul Film Festivali’ne de katılabildim. Olayları gidip yerinde keşfettim: IFF’den notlar

Hayatın akışı yavaşladığı ve gürültüsü çok daha fazla azaldığı için geceleri çalışmayı tercih ediyorum. Bu uykusuzlukları hep beraber bi amaç için yapınca ise adına ‘hackathon‘ deyivermişler. Siz uykunuzun bilmem kaçıncı REM seviyesinde dolanırken biz Dünya’yı dert edinmiş takımımızlan gezegeniz kurtardık, sıradan vatandaş! Aha bütün hikayesini de şurada yazdık. Hatırası da işte buradadır.

2014 yılında aldığım en değerli hediye Bolluk adında bir kitap oldu. Sayfaların altını çizmekten kalemler tükettiğim kaynakçasındaki linklere göz atmaktan arka kapak eskidi. Ve kitabın sonuna geldiğimde -açık olacağım- göz yaşlarımı tutamadım. Gezegende bizim kafadan başka insanların da yaşadığını görünce insan çok mutlu oluyormuş lan!

Onca kitap okudum ve okumaya devam edeceğim ve hala hangi kitabın nerede olduğunu kime verdiğimi takip edemiyorum. Bu sebeple SineMASAL‘dan bir güzel insanın öğrettiği üzere artık daha azıyla yaşayacağım. Okuduğum kitaptan not çıkarmışsam başka birisine vereceğim(fiziki bir kütüphaneye sahip olmak da neyin nesi?!). Okumak istediğim bir kitap olursa başkasından isteyeceğim. Adına paylaşım ekonomisi diyorlar. Detaylı okuyabilmeniz için şurada bir yazı buldum. Ancak daha ağdalı bir Türkçe’yle okumak isterseniz HBR’ı tavsiye ederim: buradan

2014 Mayıs ayının 10’u benim için gerçekten özel bir gün oldu. Memleketin en çılgın projesine Kocaeli’nden destek vermek için sabahtan yola çıktım. Koştur koştur. Heyecan doluyduk. Sebebi ise bütün memleketi baştan sona bir günde temizleme hareketi olan Let’s Do It! Türkiye‘nin Kocaeli ayağıydı. Bütün hikayeyi şurada yazdık ve fotoğrafları burada bulunuyor. Ayrıca aşağıdaki gibi videolaştırıldı:

Şimdi ise ulusal koordinasyonu gerçekleştiriyoruz. Yorucu oluyor falan ama iple çektiğimiz 9 Mayıs 2015 tarihi geldiğinde umarım gönüllü sürdürdüğümüz bu işe değecek ve “Her Yer Çok Güzel Olacak!”

Yılın sonuna doğru Let’s Do It! Türkiye ile Bilgi Genç Sosyal Girişimci Ödülleri yarı finalisti olduk. Onun hikayesini de anlattıydık: Bilgi Genç Sosyal Girişimci Ödülleri Ardından. Hemen ardından Şehrine Ses Ver‘in gerçekleştirdiği “Yavaşla ve Keşfet” atölyesine dahil oldum. Şehir atölyesi konseptinin keyifli bir iş olduğunu söyleyebilirim ancak bununla alakalı bir blog yazısı yazamadım(üşendim diyelim).

Aslında hayat içinde yaşarken öyle süper falan geçmiyor. Dışarıdan bakıldığında heyecan veriyor.  Gencecik, güzelim insanları erkenden kaybettik. Ben kendime genç derken kendisi benden genç olanlar da birazcık ben büyük olanlar da aramızdan ayrıldı. Bi’ oturup konuşsak giderler miydi bilmiyorum. Konuşamadık. Ölümü ben daha önce hiç bu kadar yanımda ve yöremde hissetmemiştim. Hani yazının başında sorulan bir soru vardı ya: İki kelimeyle geçtiğimiz yılı özetle şeklinde olan; “Ölücez lan” en güzel şeklinde özetleyen kelime grubu olurdu.

Her neyse, hayat devam ediyor.

Bu yazının başında yılın başlarında umut dolu bir beyaz yakalı olduğumdan bahsetmiştim. Bunu kazandıran ise Kavacık’a işe giderken bindiğim servisin şoförüydü. “Nasılsın, nasıl gidiyor?” diye her sorduğumda “İyi olacağız inşallah” diye cevap verirdi. Bir kaç gün sonra neden böyle cevap verdiğini sorunca da işin özünü anladım. Size bunu buradan anlatmayacağım. Arayın sorun, e-posta atın veya görüşelim yüzyüzeyken konuşuruz.

Sonuç olarak bir önceki yıl koyduğum hedeflerin hiçbirini gerçekleştiremedim. Pişman da değilim. Küçük küçük sırt ağrılarıyla hatırladığım, üzücü bir yıl oldu; bu da gol olmadı. Umarım önümüzdeki yıl bi’ durup nefes alabildiğimi hissettiğim, anladığım, yaşadığım bir yıl olur. Daha fazla karşılıklı konuşmalı, paylaşmalı, okumalı, anlamalı, dinlemeli, öğrenmeli…

Baştaki fotoğrafa aldanmayın, hiç balık tutamadık. Bi’ de Akdeniz kıyısının cehennem sıcağında Piiz’den bir akşam bağıra bağıra söylediğimiz şarkıyla sizi baş başa bırakıyorum vesselam.

Bi’ şey daha: İztuzu’na gidin; çok güzel.