İstanbul Film Festivali’nden Notlar

33. kez yine Asya’nın Avrupa’ya kavuşamadığı Fatih’in şehri İstanbul’da gerçekleşen film festivalinde bir kaç filmi izleme fırsatım oldu.

Merak edenler için söyleyeyim bu yıl, 5 Nisan Cumartesi günü başladı ve 20 Nisan Pazar gününe kadar devam edecek. Toplamda 8 mekanda film gösterimi devam ediyor ve bunların 4’ü Taksim’deki sinemalar: Atlas Sineması’nda 3 salon ve Beyoğlu Sineması’nda bir salonda. Nişantaşı, Kadıköy, Ortaköy ve  Tophane’de İstanbul Modern’de

1453Festival kapsamında izlediğim ilk film 1951 yapımı İstanbul’un Fethi oldu. Siyah-beyez bir eser olduğundan ihtişamlı Osmanlı dönemini anlatmak konusunda yavan kalıyor. Zaten film hepi topu 89 dakika ki çekilen bazı sahneler gerçek Türk yaratıcılığının eseri. Örneğin gemilerin karadan yürütüldüğü sahne geniş açıdan gösterimi için bir maket yapılmış ve maketin üzerindeki küçük gemilerin çekildiği gösterilmiş ki pek beceriklice olmamış. Casablanca filminin 1942’de çekildiği düşünülürse daha iyi olabilirmiş. Savaş sahneleri gayet doyurucu ve izlemesi keyifli.  Filmde dikkatimi çeken bir nokta ise bütün Bizanslıların etek giyiyor olmasıydı. Garip gerçekten. Eğer, at arabasının içinde olduğu kovalamaca, tarihe yönelik eski bir dönem filmi arıyorsanız başarısız denemeyecek bir yapım. İyiydi yani.

Tabutta_Rövaşata_VCD_kapağıTabutta Rövaşata, merak ile yıllarca sinemada izlemeye çalıştığım lakin bir türlü denk getiremediğim bir filmdi. 2014’e kısmetmiş. Dönem Türkiye’sini harika biçimde ortaya koyan güzel bir film olduğunu düşünüyorum. Gerek oyuncu kadrosuyla, gerek konusuyla gerçekten farklı bir film. Dönem Türkiye’sinde polisin ne acımasız olduğunu bir kez daha hatırlamamıza sebep oluyor. Anlaması biraz zor bir hikayesi var. Çoğu zaman Mahsun’un neden böyle davrandığını anlayamıyorsunuz dolayısıyla yaptığı pek çok davranışa anlam veremiyorsunuz. Lakin ötelenmiş, ötekileştirilmiş bir insanın gözünden Dünya’yı görmek ufkumuzu genişletti. Nihai olarak bütün şanssızlıklar senin mi başına gelir be Mahsun?

Japonya’nın Çin’le pek anlaşamadığı malumunuzdur. Buna rağmen Çinli ve Japon iki arkadaşın fantastik bir hikayesini izledim. Filmin adı Ningen(insan). Ortaköy’de boğazın yanıbaşında ahşap çatılı sinemasıyla Feriye harika bir yer. Fantastik bir hikaye anlatmasına rağmen (sanırım)hiç özel efekt kullanmayan ve altından bence harikulade başarıyla kalkan bir yapımdı. Rakun ve Tilki bir gün bir çuval dolusu parayı toprağa gömen insanı görünce iddiaya girer. İddia gereği insan olurlar ve ademoğlunun parasını ilk alan iddiayı kazanacaktır. Sonradan öğrendiğim kadarıyla filmdeki rollerini ifşa eden kişiler gerçek hayatta da tam anlamıyla filmdeki işlerini yapan amatör oyuncu insanlar. Lokanta sahibi, Şirket sahibi ve eşi. Hepsinden önemlisi filmi çekenler Japon değil hatta birisi Türk olmasına rağmen Türkçe’yle arası pek yok. Sonuç olarak Çağla Zencirci Guillaume Giovanetti‘nin filmlerini gördüyseniz. Bence düşünmeyin izleyin. Tek filmlerini izleyip bu yorumu yapmak doğru değil belki ama film bittikten sonra kendinize “ulan ne acayip son, şimdi ne oldu yahu?” deyip düşünmeye devam ettiğiniz yapımları seviyorsanız. Olur bu.

Ningen---Image-5

Ningen filminde “vay arkadaş, o nereden çıktı” dedirten sahnedir

 

Otobüs_1974_Tunç_OkanPazar günü Galatasaray-Fenerbahçe derbisini Otobüs filmine tercih ettim. Tophane’de antrepoların yanıbaşındaki müzenin sinema salonunda 1974 yapımı bir Tunç Okan filmi oynadı. Otobüs. Boğaziçi köprüsünü satan bir sülün Osman’ın bulunduğu Türkiye’de nitelikli dolandırıcılık tabii ki çağ atladı. Dolandırıcının “Millet enayiyse benim gühanım ne?” sorusuna karşı cevapsızlıktır otobüs, çünkü cevabı bellidir ki:cehalet,korku. Kor bakışlı, haşin Türk erkeklerinin gurbet ile imtihanıdır Otobüs. Bugüne dek namını duyup da izleyeme fırsatı bulamadığım bir yapıt. Dört film arasında beni en çok yaralayan oldu. Salçalı ekmekle bi umut büyümüş çocukların bu filmi izleyince tarifsiz kederler içinde ziyadesiyle öfkeli olacağını düşünüyorum.

otobus-ss-utku0008

Filmler halen daha gösterilmeye devam ediyor. İzleyiniz