Yolun bundan sonrasına katırlarla devam edeceğiz..

Dergi okumayı pek seviyorum. En sevdiğim sıralamasında üst sıralarda olan HBR‘den okuyup not ettiğim bir anektod şunu belirtmiş:

İlk izlenimi düzeltmek için ikinci bir şansımız yoktur.

Kültürümüzde hiç olmamasına rağmen mahallede 13. Cuma’nın lanetiylen büyük. Bundan mütevellit yıl Cumaya denk gelmese de 2013’ün lanetli olacağına inandım. Yine de gönlümü ferah tuttum, sonuçta hurafelere inanmayan bir neslin üyesi olmalıydık. Ve hatta bütün her şey ters gitse kara gün dostumuz ofis yanıbaşımızda olacaktı(Bkz.: Ofis çiftçinin karagün dostudur).

Her yeni yıldan beklentimiz var. Geleceğe güveniyoruz çünkü daha mutlu olacağımız umudundayız. Ben de 2013’e girmeden ben de güzide beklentiler içindeydim. Lakin yolun daha başında olmadı, yada olamadı.

Adam ne yaptıysa ağlattı, arkadaş!” Çağan Irmak’ın filmlerine yakışan bir cümledir ve bu nevi şahsına mühnasır beyefendinin geçmişteki bir filminin afişine bakacak olsak “Ona bir oda ver” der ve devam eder: “Gidecek bir yeri yok“. Dolayısıyla filmde oda verilecek kişinin nereden başlayacağını bilmediğini anlarız. Geçtiğimiz yılın(2013) ilk günlerinden itibaren öğrendiğim: midendeki kelebeklere rağmen doğru yolunda gitmemezlik etmeyeceksin. Yoksa aslolan karakterinden vazgeçer artık “Yakışıklı değil ama sempatik” biri olursun. Olma. Önümüzdeki yılda gidecek bir yurdun yoksa, yolda kal veya bildiğin yola git.

Giderken; öğrenme devam ediyormuş. Daha güzel şeyler katıp, yepyeni ufuklara ulaşabiliyormuşsunuz. Hepsinden çok daha önemlisi: pek kıymetli St. Petersburg muhiti sakini Dostoyevski’nin dediği gibi “İnsan dostlarını en çok ayrılırken tanıyor.” ya da buna benzer bi’ şeydi. Dostoyevski Rusça yazdığından yanlış çevirmiş olabiliriz. Velev ki yanlış çevirdik, bu doğruluğunu ortadan kaldırmıyor.

Peki bu doğrular nasıl değişiyor? Kime göre değişiyor?
-Bulamadım. Eski doğruların bugünün yanlışı; bugünkü doğruların ise yanlış hanesinden devrolduğunu gördüm. Ancak hala daha kimi doğruları yanlışlardan devralamadık, 19 Ocak’ta yapılmış olanlar gibi. “Bir bebekten katil yaratan karanlıkları kaldırmadıkça” bu doğruya da ulaşamayacağız.

Doğru için konfor alanından gidiyorken bisikleti denedik ve bu yıl çok sağlam pedal çevirdik efenim.

Bilecik’te 1 Mayıs bisiklet turunu koordine ettiğim bir güzide ve hatta naçizane sınıf öğretmeni dostumla 62.5(yazıyla: Altmış İki Buçuk) Km Bilecik merkezinden İznik gölü kıyısında bir kamp yerine pedal çevirdik. Hayatımda yaptığım en güzel yolculuklar listesine tepeden girdi. Yokuş tırmandık ve tam “abi, şu tepeyi geçelim; dinleniriz” dediğimiz anda peşimize köpekler takıldı, üst üste nefesimiz kesildi kimisi az önce bahsi geçen köpeklerden kimisi de Arapuçtu yamacının dikliğindeki manzarasınaydı. Tavsiyemdir. Doğaya çıkmak medeniyet kavramını daha fazla anlamanıza yol açıyor. Medeniyet, öğle yemeğinden sonra şirkete dönerken Starbucks’tan aldığın kahrolası kahveyi kredi kartıyla ödemek değil dostum. Aha, bu(aşağıda)!

#iznik 'te en az bir kere kamp yapmış olun.

A post shared by Metin Akın (@metoinside) on

2013’ün özetini geçen kelime benim için “Yol” oldu. Uzunca mesafeler katettim. Nitekim Roma gezmeli, kısa Ankara yerleşmeli ve acil Bursa uğramalı bir yıl geçirdim. Yalnızca kilometreden mesafeler yapmadım. Yolculuğun Kritik Kavşağı’na geldiğimde bugüne kadar en sağlam soruyu doğrudan yedim. Gol oldu.

22 tek midir, çift mi?

Üç yıldır TEDxReset‘e katılmak için çabalamıştım. Müsaitlik hiç denk gelmedi ve katılamadım. 2013 bu sebepten ilk oldu ve katıldığım için gayet memnunum. Dileyenlere bu yukarıdaki sorunun cevabını açıklayabilirim. Kendi doğrunuza göre yorumlarsınız. İletişime geçmeniz yeterli.

IMG_1747Ülke yangın yerine dönerken bunu dışarıdan izlemek kadar acısı yokmuş. Haber alsanız da hiçbirisi içinize sinmiyor. Memleket az daha Arap Baharını yaşayacaktı, Y kuşağı olarak gülmekten kendimizi alamadık. Bu döneme dair hatırladığım zaten. Roma’nın Halkı ve Senatosu yakınlarında çok-kültürlü bir grup içerisindeki insanları ciddiyete davet etmemizdi. Bir #diren destek fotoğrafı öncesi:”Arkadaşlar ciddi bir mesele üzerine fotoğraf çekeceğiz, lütfen gülmeyelim” hala kulaklarımda çınlanır.

Şeyh Edebali (1208-1326)

Yanlış olduğundan değil. Gruptakilere nasıl davranması gerektiğini dayattığımız için dikkatimi çekmişti bu uyarı. Temel amacımızı adeta polis gibi unutmuştuk:

İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın ~ Şeyh Edebali

Şeyh Edebali’nin kim olduğunu öğrendiğimde Bilecik’te üniversiteye başlamıştım. Bir kaç ay sonra yukarıdaki sözünü sık görür oldum. Anlamındaki gizli sırrı çözebilmem üniversiteden mezuniyetime denk geldi. Tam dört yıl geçti. Evet, 2013 yılında üniversiteden mezun oldum. Kepin püskülünü sağdan sola almayı unuttuğum sırada öylece yukarı fırlattım.

Hemen ardından Ankara’ya yerleştim. Uzun olacağını düşündüğüm bu yerleşme çok daha kısa, bir ay, sürdü. Hani elinizde süpermarket poşetiyle, ayıptır diye mahalle bakkalına girmeye endişelenirsiniz ya öyle güzide semte denk geldim(Evlere servis yapan bakkalı hatırlatıyor). Rus komşularımız da vardı. Bu kısa zamanda Toastmasters Ankara’ya katılma şansını oluşturdum ve bir bütün olarak harikulade insanlarla tanıştım.

Tam bu sırada: “bi’ an hayatınızda her şeyin yolunda gittiğini hissettiğiniz oldu mu?” sorusuna cevabım “Evet” olmuştu. Altüst oluverdim. Sizin bu soruya cevabınız olumlu olmasın. Konfor alanından topuk yapın. Kendinizi bıraktığınız anda söz gelimi en az 40 gün alışmanız gerekecektir. Belki daha uzun.

Ve her şeyin en kötüsü..
Hayatınızda sadece en az bir kere görebildiğiniz insanları sonsuzluğa dek kaybedebilirsiniz.
Birisi kansere yenik düşerken, bir başkası FSM köprüsünde taksiyi durdurup, atlayabilir. Geride kalana alışmak zorundasınız. Saçınızda bir tel beyaz yakaladığınızda yaşlandığınızı hisseder ve zamanınızı daha etkili kullanmaya oynarsınız. Yaşadım. Hayatın yine devam edeceğine alıştım.
Ahh, alışmak denilen zehir.

Alışma süresinde kişisel orta vade(5 yıl) planlarımı gözden geçirdim. Umuyorum ki daha 2014’te bazılarının üstünü çizerken, çizemeyeceklerime uymaya devam ederim.
İçinden paylaşabileceklerim aşağıdaki gibidir:

  • Toastmasters olmak,
  • Bloga düzenli yazı göndermek,
  • A2 Ehliyet ve kırmızı scooter,
  • Daha fazla salata, çay, dinlemek,
  • Hergün aldığım notları düzenlemek,
  • Daha az konuşmak, kahve, fast-food,
  • Şehirlerden biriktirdiğim metro/otobüs biletlerinde 50’yi aşmak,
  • En az bir Olimpik Triatlon(1.5K Yüzme|40K Bisiklet|10K Koşu) tamamlamak.

Bütün bunları niye yazıyorum diye sorguluyor olabilirsiniz. Aslında buraya kadar tamamını okuyup da geldiyseniz sormak gayet tabii hakkınızdır. 2013 benim için berbat bir yıldı. Finali idare eder oldu. Bu yıldan çıkardığım en önemli ders: “Hayallerin bittiğinde, anılar başlıyor” oldu. Sakın anılarını hatırlamaya henüz başlama. Git hayallerinin peşinden koşmaya devam et.

Artık geçmişte yaşamayı, gezdiğiniz yerleri özlediğinizi belirten fotoğrafları paylaşmayı bırakın. Ben bıraktım. Yeni bir sabaha umudunuz olsun. Gidecek yolunuza düşün. İsterseniz uçun ancak bana kalırsa yolun bundan sonrasına katırlarla devam edeceğiz..

Bir gün sonra gelen düzenleme:
Yazı sonu şarkısını koymayı unutmuşum. Buyursunlar