ICCP ile Bir Amerika Deneyimi Sonrası…

2011-2012 yılının sömestrında İstanbul Taksim’deki pek çok Work&Travel şirketini gezdim ve fiyat aldım. Bunlarda içime sinmeyen bir şey vardı bana pazarlama taktikleriyle ofislerinde bir Amerika hayali satıp ardından herhangi bir şey ile ilgilenmeyeceklerini düşünmeye başladım(NYC’te öğrendiğim kadarıyla boş bir şüphe de değilmiş)

Farklı bir şey arıyordum ki 2011 yılının Şubat ayının 16’sında yakın bir arkadaşımın gittiği ICCP’den daha fazla bilgi almak üzere telefonla iletişime geçtim ve gerekli belgeler vs. o akşam e-posta yoluyla bana ulaştı.

Yani tam anlamıyla Şubat ayının ortasında başvuruda bulundum. 15 gün sonra mülakat belgelerini doldurdum ve yolladım ardından bekledik,
bekledik,
bekledik,
bekledik,
bekledik…

ICCP ile gitmeye karar verecekseniz temel özellik peygamber sabrına sahip olmanızdır. Sabahın kör saatinde, Kahvaltıdan sonra, Okula gitmeden önce, Okulda, Derste, Okuldan sonra,Evde, Kafede, Amerika saatine göre 8pm’de e-postalarınızı kontrol etmekle geçiriyorsunuz bazen güne içinizde o kadar büyük bir umutla başlıyorsunuz ki kesin haber bugün gelecek diye günde 40 defa e-postalarınızı kontrol etmeye yöneltiyor sizi.

Benim cevabım beklenenin aksine e-posta yoluyla olmadı, telefon ile ICCP Turkey ekibi aradı ve yerleşmişsin dedi tarihe baktığımda 12 Mayıs saat 21 civaındaydı yaklaşık bir saat sonra bilgilendirme e-postası geldi. Camp T. Frank Soles adında bir kampa 22 Mayıs’ta başlayıp, 14 Ağustos’ta ayrılacak ve 1625$ alacaktım. Beni Washington D.C. Dulles Havalimanından karşılacakları yazıyordu.

12 Mayıs'ta gelen e-posta'nın içeriği

Gitmeden bir kaç gün önce beklediğimin aksine karşılama olmadı, bunun yerine yönlendirmeleri içeren bir e-posta ile Washington DC’ye indikten sonra hangi trene bineceğim nerede ineceğim kamp müdürüyle nerede karşılaşacağım gibi şeyler ile bilgilendirildim.

Kampa ulaştığınızda farklı bir ülkede yaşamaya gelen turist olarak karşılanıyorsunuz bu ise yaptığınız her hatanın “onların kültüründe yanlış olmayabilir” sonucu olarak sürekli hoşgörülmenizi sağlıyor. Kamp hatını ise yaşamanız için bir uğraşınız olması gerekir fikriyle pekiştirirseniz tam bir tatil havasında geçiyor ya da benim çok rahat geçtiğini söyleyebilirim. Doğanın ortasında, bir göl kenarında, kütüklerden yapılmış binalarda yaşamak eğlenebileceğiniz arkadaşlar edindiyseniz gerçekten çok keyifli geçiyor. Bazen ise fotosentez yapmaya başlayacağınızı düşünecek kadar yeşilci olabiliyorsunuz.

Kamplar şehir merkezlerinden en az 1 saat uzaklıkta bir bölgede oluyor haliyle merkezi yerleşim yerlerine uzak oluyor. Bu temel sebepten ötürü kampa gidince toplu taşımayı kullanırım, taksiye atlar merkezi bir yere giderim gibi şeyler gerçekten komik oluyor. Camp Soles’e 15 dakika mesafedeki Somerset’te sadece 1 taksi vardı ve bu engelli veya yaşlıların kullanımı için en az iki gün öncesinden rezervasyon yaptırmanız gerekliydi ve Somerset’te şehiriçi ulaşımda toplu taşıma diye bir şey yoktu ne otobüs, ne troleybüs. Dolayısıyla kampa ICCP ile bir kampa gidecekseniz her istediğiniz an şehre inme şansınızın olmadığın

ı göz önünde bulundurum. Belki bu içinizdekini gezgini rahatsız edecek ama bunun yerine benim yaptığım gibi kamp bittikten sonra gezebilirsiniz(kaptan sonra 1 haftada 5 şehir gezdim 🙂

Çalıştığınız saat başına amerikada ücret aldığınız bir gerçek ancak siz ICCP ile gittiğiniz için bir sözleşme üzerine amerika’ya davet ediliyorsunuz ve bu sayede kamplarda haftalık doldurulan zaman çizelgesi şeklindeki şeylerle uğraşmadan paranızı çek şeklinde size ilk gittiğinizde belirtilen tarihlerde 3 dönemde alıyorsunuz. Kampların medeniyetten uzak yerlere kurulu olduğunu belirtmiştim. zaten böyle yerlerde parayla en ufak işiniz olmuyor dolayısıyla elinizdeki çeki öncelikle bozdurmak için özellikle bankaya gitmeniz bir dert bankanın kurulu olduğu yerden harcama yapabileceğiniz(restaurant gibi şeyleri kastetmiyorum. kıyafet,elektronik vs.) yerlere gitmek ayrı bir dert. Bu yüzden kampta geçirdiğiniz süre boyunca elinizde doğal olarak para biriktirme şansına sahipsiniz.

Yiyecek içecek durumu ise kampta gelişimi genellikle benzer. Haftalık kampa gelecek gruplara özel günlük menüler belirleniyor. Bu menüler genellikle haftalık periyotta birbirinin aynısı geçen hafta salı günü ne yediyseniz haftaya da onu yiyeceksiniz anlamına geliyor. Yine bahsettiğim gibi katılan grup şeklinin aynı olmasına bağlı bu periyod.  Örneğin 2 hafta aile kampı 3 hafta çocuk kampı ardınan yine 2 hafta aile kampı olduğunu düşünürseniz anlamı yakalamanız mümkün. Çocukların yemek yemek için özel bir zamanı olması sizin özel bir zamanınız olacağı anlamına gelmiyor. Sadece çocuklara istedikleri zaman mutfağa giremeyeceklerini öğretmeniz gerekli. Mutfakta ise ahçın yemekleri depoladığı buzdolabını, dondurmaları sakladığı dolapları öğrenince o öğünde çıkan yemeği beğenmediğiniz takdirde kendinize özel bir şeyler de hazırlayabilmeniz mümkün ki diyette olduğunuzu söylediğiniz takdirde bile yardımcı oluyorlar.

Amerika'da yaşayan 'annem' diyebildiğim gıdadan sorumlu kişi

Kampta beraber çalıştığınız insanları ise iki grupta değerlendirirsek: sorumluluk alan ve yaptığı iş sonucu merkezi karar vericiye bağlı olanlar genellikle 30 yaş üzerinde diğer çalışanlar ve sorumluluk alanlara ait işleri yapanlar ise (çoğunluğu oluşturan kitle) liseden henüz mezun olmuş ya da üniversiteye devam eden 20’li yaş ortalamasına sahip bir kitle. 20’li yaşlardaki kitlenin büyük kısmı “Counselor” yani eğitmen bu kitle gerçekten uyum sorunu olmayan kişilerden oluşuyor yani bu sayede beraber eğlenmek çok daha neşeli bir hal alıyor.

İngilizce olarak ise başlangıçta yavaş da olsa bazı kelimeleri yakalayarak anlayabildiğim bir seviyede intermedia olarak yola çıkmıştım. Gittiğim ilk hafta boyunca konuştuğum herkes ile tam anlamıyla hiçbir şey anlamadığımı söyleyebilirim. İlk haftanın sonucunda “Ulan ben niye anlayamıyorum” sorusu yavaş yavaş ortadan kaybolmaya başladı. Çünkü insanların ne dediklerini “dur ve yavaş şekilde derdini bir daha anlat” şeklinde anlayabiliyordum. ikinci aya girerken ise “ulan ben niye konuşamıyorum” sorusu da ortadan kaybolmaya başladı. İşi bitirmeme yakın bir zamanda daha önce izlemediğim Forrest Gump filminin divx’ini bulmuştum ve izlemek istedim versiyon bir TV’den kayıttı dolayısıyla altyazı bulsam bile uyum sorunu yaşayacaktım. Bunun için tek çare olarak orjinal dilinde altyazısız izlemeye karar verdim bazı kısımlarını geri alıp tekrar tekrar izledim ama filmi gerçekten anladığımı söyleyebilirim. Sadece bunu sağlamak için ICCP kesinlikle gittiğinize değecek bir programdır.

Sonuç olarak, tecrübe ile edindiklerim:
-ICCP programı ile bir kampa yerleşebilmeniz için çok beklemeniz gerekecek.
-İngilizce seviyenizin ortalama düzeyde olması yeterli ve hiç Türk’ün olmadığı bir yere giderseniz ingilizceniz (konuşma-anlama) kesinlikle gayet güzel şekilde gelişecek
-Harcadığınız parayı maaş olarak geri alacaksınız ancak orada da bazı küçük masraflarınız ve durduramadığınız gezme isteğiniz varsa o parada tükenecektir
-Çok güzel insanlarla tanışacak ve onları Türkiye’ye dönünce özleyecek aklınıza geldiğinde kart atacak bazen telefonda(VOIP ile)  görüşeceksiniz
-Yeme-İçme ve konaklama gibi masraflarınız olmdığı gibi yemek saatiniz gibi bir kısıtlamanız da olmayacak ancak çeşit konusunda pek fazla seçeneğiniz olmayacak
-Doğal yaşam içinde olduğunuz için canınız bazen gerçekten çok sıkılacak ama eğlenebileceğiniz arkadaşlarınız varsa(ailelerini görmek için ayrıldıklarında kitap okuyordum) bu problemde aşılacak

Şimdi dönüp baktığımda iyi ki gitmişim diyorum

  • Gidebilmek cesaret ister. Heralde senin karakterinde bu var. Kısmetse 4. sınıfın sonunda ben de gitmek istiyorum. O kültürü tanımak istiyorum.